Sağlık tesislerinde çevre yönetimi, çoğu zaman fark edilmeden işleyen ancak sistemin güvenliğini doğrudan etkileyen bir yapıdır. Hastaneler ve benzeri tesisler, yalnızca hasta tedavisi sunmaz; aynı zamanda tıbbi atık, tehlikeli kimyasal, atıksu ve emisyon gibi çevresel etkiler oluşturur. Bu etkilerin kontrol altına alınmaması, çevresel kirliliğin ötesinde enfeksiyon riski, çalışan maruziyeti ve halk sağlığı sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle çevre mevzuatı, sağlık sektörünü özel olarak ele alır.
Bir sağlık tesisinde çevreyle ilgili süreçler, faaliyete başlanmadan önce başlar. ÇED kapsamında yapılan değerlendirmelerde; tesisin oluşturacağı atık türleri, atıksu miktarı, enerji kullanımı ve riskli birimler önceden analiz edilir. Amaç, sorunlar ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek değil, daha en başta önlem almaktır. Bu yaklaşım, sağlık tesislerinde çevre yönetiminin neden “önleyici” bir sistem olarak kurgulandığını gösterir.
Faaliyete geçen tesislerde ise çevre izinleri devreye girer. Çevre izni, bir tesisin atıksuyunu nasıl yönettiğini, emisyon kaynaklarını kontrol altında tutup tutmadığını ve atıklarını mevzuata uygun şekilde bertaraf edip etmediğini bütüncül olarak ele alır. Örneğin kazan daireleri ve jeneratörler yalnızca enerji üretim ekipmanı değildir; aynı zamanda hava kirliliği açısından izlenmesi gereken emisyon kaynaklarıdır.
Günlük işleyişte en kritik başlıklardan biri atık yönetimidir. Atık Yönetimi Yönetmeliği’ne göre her atık türü aynı şekilde değerlendirilmez. Tıbbi atıklar, evsel atıklardan tamamen ayrı toplanır ve geçici depolama alanlarında +4 °C’de muhafaza edilir. Bu sıcaklık şartı, bakteriyel faaliyetleri yavaşlatmak ve enfeksiyon riskini azaltmak için belirlenmiştir. Kesici ve delici atıkların özel, delinmeye dayanıklı kutularda toplanması ise atıkla temas eden herkesin güvenliği için zorunludur.
Laboratuvar ve sterilizasyon birimlerinde oluşan kimyasal atıklar da farklı bir risk grubunu oluşturur. Bu atıklar tehlikeli atık olarak değerlendirilir ve diğer atıklardan ayrı yönetilir. Yönetmelikler, bu atıkların etiketlenmesini ve güvenli alanlarda depolanmasını şart koşar. Ayrıca kullanılan kimyasallara ait güvenlik bilgi formlarının sahada bulunması, olası kazalarda doğru müdahalenin yapılabilmesi açısından hayati öneme sahiptir.
Sağlık tesislerinde yoğun su kullanımı nedeniyle oluşan atıksular da çevre mevzuatının temel konularından biridir. Çamaşırhane, mutfak ve laboratuvar kaynaklı atıksuların kontrolsüz şekilde deşarj edilmesi; yalnızca çevreyi değil, altyapı sistemlerini ve dolaylı olarak halk sağlığını da etkiler. Bu nedenle atıksuların mevzuatta belirtilen şartlara uygun şekilde yönetilmesi zorunludur.
Sıfır Atık uygulamaları, sağlık tesislerinde çevre yönetiminin sahadaki en görünür ve denetlenebilir adımlarından biridir. Atıkların kaynağında ayrıştırılması, geri kazanımı artırmanın ötesinde; tıbbi ve tehlikeli atıkların evsel veya ambalaj atıklarıyla karışmasını önlemeyi amaçlar. Özellikle enfekte atıkların veya kesici-delici materyallerin yanlış atık grubuna dahil edilmesi, hem tesis içinde hem de atık taşıma ve bertaraf sürecinde ciddi sağlık ve güvenlik riskleri oluşturur. Bu nedenle Sıfır Atık uygulamaları, sağlık tesislerinde düzenli ve izlenebilir bir atık yönetimi sisteminin temelini oluşturur.
Tüm bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde çevre mevzuatının sağlık sektörü için yalnızca idari bir zorunluluk olmadığı görülür. ÇED ile başlayan planlama, çevre izinleri ile devam eden kontrol ve atık yönetimi uygulamalarıyla sürdürülen bu sistem; çevreyi korurken aynı zamanda sağlık hizmetlerinin güvenli ve sürdürülebilir şekilde yürütülmesini amaçlar. Bu nedenle çevre ve sağlık, birbirinden ayrı değil, aynı sistemin tamamlayıcı iki parçasıdır.