LOJİSTİK SEKTÖRÜNDE ÇEVRE MEVZUATI VE GEREKLİ BELGELER

Lojistik sektörü; taşımacılık, depolama, elleçleme, paketleme ve dağıtım gibi çok sayıda faaliyeti bünyesinde barındıran, dinamik ve geniş ölçekli bir yapıya sahiptir. Günümüzde lojistik faaliyetler yalnızca ürünlerin bir noktadan diğerine taşınmasıyla sınırlı kalmamakta; büyük depo alanları, aktarma merkezleri, antrepolar, soğuk hava depoları ve dağıtım ağlarıyla entegre şekilde yürütülmektedir. Bu yapı; yüksek enerji tüketimi, yoğun yakıt kullanımı, artan araç trafiği ve farklı türlerde atık oluşumu gibi çevresel etkileri de beraberinde getirmektedir. Artan ticaret hacmi ve e-ticaretin yaygınlaşmasıyla birlikte lojistik sektörü, çevresel etkileri açısından daha görünür hale gelmiş; bu durum çevre mevzuatı kapsamında daha kapsamlı değerlendirmeleri gerekli kılmıştır.

Lojistik tesislerinin planlama ve kurulum aşamasında çevresel süreçlerin doğru şekilde ele alınması, ilerleyen dönemlerde oluşabilecek risklerin önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu aşamada tesisin faaliyet konusu, kapasitesi ve proses yapısını ortaya koyan iş akış şeması ve proses özeti hazırlanmakta; kapasite bilgileri doğrultusunda Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği kapsamında gerekli incelemeler yapılmaktadır. Depo kurulumu, aktarma merkezi yatırımı, soğuk hava deposu projeleri ile kapasite artışları ve alan genişletmeleri, proje özelliklerine bağlı olarak ÇED mevzuatı kapsamında değerlendirmeye tabi tutulabilmektedir. Bu yönüyle ÇED süreci, yalnızca kuruluş aşamasına özgü bir uygulama değil; lojistik tesislerinde faaliyet süresince yapılan değişikliklerle birlikte ele alınması gereken dinamik bir süreç niteliği taşımaktadır.

Tesislerin faaliyete geçmesiyle birlikte çevresel süreçler Çevre Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde şekillenmektedir. Lojistik tesislerinde depolanan ürünlerin niteliği, kullanılan ekipmanlar ve yardımcı üniteler; çevresel yükümlülüklerin kapsamını doğrudan etkileyebilmektedir. Organik kimyasal maddelerin depolanması, yanıcı, parlayıcı veya patlayıcı gazların bulundurulması ya da ham petrol, petrol ürünleri ve çeşitli kimyasal maddelerin depolanması gibi faaliyetler, çevre mevzuatı açısından farklı değerlendirmeleri ve ilave yükümlülükleri beraberinde getirebilmektedir. Bu nedenle tesislerin yalnızca faaliyet alanı değil, sahadaki fiili durumları da çevresel süreçler açısından belirleyici olmaktadır.

Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği kapsamında lojistik tesislerinde emisyon kaynakları, jeneratörler, buhar kazanları, gürültü oluşturan ekipmanlar ve atıksu oluşumuna neden olan faaliyetler değerlendirilmekte; gerekli çevre izin ve/veya lisans süreçleri yürütülmektedir. Çevre izinleri, yalnızca belge odaklı bir süreç olarak değil, sahadaki uygulamalarla birebir uyumlu olacak şekilde ele alınmalıdır. Proses değişiklikleri, yeni ekipman eklenmesi, depolanan ürün çeşitliliğinin artması veya kapasite değişiklikleri; mevcut izin süreçlerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Bu nedenle çevre izinleri, tesis faaliyetleriyle birlikte güncel tutulması gereken yaşayan bir süreçtir.

Lojistik tesislerinde faaliyetler sırasında ambalaj atıkları, tehlikesiz atıklar, tehlikeli atıklar ve evsel nitelikli atıklar oluşmaktadır. Bu atıkların kaynağında ayrı toplanması, geçici depolanması, lisanslı firmalara teslim edilmesi ve mevzuata uygun şekilde bertaraf veya geri kazanımının sağlanması çevresel süreçlerin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bununla birlikte Sıfır Atık Yönetmeliği kapsamında tesislerde sıfır atık sisteminin kurulması, belge süreçlerinin tamamlanması ve yıllık bildirimlerin yapılması da çevresel yükümlülükler arasında yer almaktadır.

Çevre mevzuatı kapsamında birçok kayıt ve bildirim işlemi dijital sistemler üzerinden yürütülmektedir. Lojistik tesislerinin Ulusal Çevre Bilgi Sistemi (UÇBS) üzerinden kayıtlarının oluşturulması ve Atık Yönetimi Uygulaması aracılığıyla atık beyanlarının düzenli olarak yapılması gerekmektedir. Atık türleri, miktarları ile bertaraf veya geri kazanım yöntemlerine ilişkin bilgilerin doğru ve eksiksiz şekilde raporlanması, çevresel süreçlerin izlenebilirliğini sağlamaktadır. Lojistik sektörünün sürekli değişen yapısı nedeniyle araç filosu, depo alanları, ekipmanlar veya faaliyet kapsamındaki değişiklikler; bu dijital kayıtların ve çevresel süreçlerin güncellenmesini gerekli kılabilmektedir.

Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, lojistik sektöründe çevresel süreçlerin yönetimi; planlama aşamasından işletme sürecine kadar bütüncül bir yaklaşım gerektirmektedir. Çevresel yükümlülüklerin doğru anlaşılması ve sahadaki uygulamalarla uyumlu şekilde yürütülmesi, sektörün sürdürülebilirliği ve faaliyetlerin uzun vadede devamlılığı açısından kritik bir çerçeve oluşturmaktadır.